14 Kasım 2019 Perşembe

Hastalıkların Zihinsel ve Psikolojik Nedeleri Nelerdir?




Hayatımızda yaşadığımız hiçbirşey tesadüf değildir. Dolayısıyla yaşadığımız sağlık sorunları, hastalıklar, yaralanmalarımızda tesadüfen değildir. Hepsinin görünür nedenleri vardır elbette. Bakteri ve virüsler görünür sebepleridir. Beslenmenin en önemli neden olduğunu söyleriz. Ancak hastalıkların zihinsel ve psikolojik nedenleri genelde gözardı edilir. Oysaki en önemli neden psikolojik durumumuz, duygu ve düşüncelerimizdir. O hastalığa yatkın hale getiren duygularımızdır. Her organ bir duygu ile bağlantılıdır. O duyguyu temsil eder. Şayet o duygu da bir aşırılık varsa temsil ettiği organa baskı yapar ve organlarımızda bize çeşitli şekillerde uyarılar gönderir. Biz bu uyarıların dilini verdiği mesajı çözemezsek negatif duygularımıza devam ederiz. Sonunda hastalık patlak verir. Çoğunlukla hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlarda sakinleştirici ve sinir sistemi duyarlılığını azaltmaya yönelik maddeler içerir. En hafifinden bir ağrı kesici bile duyarlılığımızı azaltmakta ve ağrıyı hafifletmektedir. Ve birçok sağlık probleminde doktorumuzdan psikolojik ya da stresten olduğunu duymuşuzdur. Ancak bu psikolojik neden denilen durumun ayrıntılarını bilmediğimiz için o duyguları kontrol edemeyiz sonunda o sarmalın içine girer hastalıklar ve sağlık problemleri döngüsünden çıkamamayabiliriz.

Yaşantımızdaki tüm deneyimlerimizi kök inançlarımız ve düşünce kalıplarınımızla bizler oluştururuz Aynen bunun gibi hastalıklarda bu düşüncelerin ve duyguların bir sonucudur. Bu nedenle öncelikle bu rahatsızlıkların zihinsel ve psikolojik nedenleri tespit edilmeli. Bu duygu ve zihinsel nedenleri tespit ederek çözmek gerekir. Louise L Hay'ın bu konuda hazırladığı muhteşem eserini okumanız daha ayrıntılı ve farkındalıkla bilgiye ulaşmanızı sağlayacaktır. Louise L Hay tüm hastalıkların zihinsel nedenleri adlı eserinde "Eğer gerekli zihinsel çalışmayı yapmaya hazırsak hemen her hastalık iyileştirilebilir" mesajını vermektedir. Ve kendi hastalığını da bu yöntemle iyileştirmiştir. Bu yazımızda bazı hastalıkların zihinsel ve psikolojik nedenleri ve onların olumlamaları hakkında genel bir bilgi vermeyi amaçladık.

Hastalıkların Ruhsal Nedenleri ve Olumlamaları
Vücudumuzdaki alerjiler ciddi şekilde biriyle sorun yaşadığımızın belki de o kişiye alerji duyduğumuzun bir göstergesi olabilir. Peki aşırı kilolarınızın hayattan korkma aşağılanma ya da incinme duygularından olduğu veya cinsellikten korunma ihtiyacından oluştuğunu duyunca hemen dönüp duygularınızı kontrol etme ihtiyacı hissedebilirsiniz. Kendinizi çok eleştirip değersiz görüyorsanız ve korkularınız varsa baş ağrılarınız kaçınılmaz olacaktır. Boğazınız çok mu sık ağrıyor büyük ihtimalle kendinizi kendi cümlelerinizle ifade edemiyorsunuz. Kızdığınızda söylemiyorsunuz engelleniyorsunuz. Cümlelerinizi kelimelerinizi söyleyemeyip içinize atıyorsunuz. Eğer hayata tek açıdan bakıyorsanız ve esnek bir bakış açısına sahip değilseniz boynunuz ağrıyor ve tutuluyordur. Gastrit rahatsızlığı kaygı ve endişelerin sonucudur. Hazımsızlık daha korku endişe sızlanma ve homurdanma neticesinde oluşan bir rahatsızlıktır. Bir yerleriniz de oluşan kesikler kendi kurallarına uymadığınız için kendinize verdiğiniz cezalardır. Geçmişte yaşayıp duruyorsanız vücudunuzda kistler görülebilir. İnatçılık ve dinlemeyi reddetme eğiliminiz varsa kulak çınlaması vazgeçilmezinizdir. Tartışan anne baba ortamında bulunan, işitmek istemeyen öfkeli olan kişiler de kulak ağrısı oluşabilir. Konuşamayacak kadar kızgın, çekinmeden konuşamayan ve otoriteye içerleyen kişilerde kusma problemleri görülebilir. Peki toplumun büyük çoğunluğunun kronik rahatsızlığı olan migrenin sebebi nedir sizce? Kusursuz olma isteği ile kendi kendine baskı yapan insanlardır migren hastaları. cinsel korkular ve bastırılmış öfkelerde migrenin ana nedenlerindendir. Ya öksürük beni duyun beni dinleyin beni görün mesajı tüm dünyaya bağırma isteğindendir. Sırt ağrılarınız sizi hayattan mı bezdiriyor. Para konusunda korku ve mali destek istiyorsanız orta sırt, suçluluk duygusu üst sırt, hayattan maddi manevi destek talebiniz varsa alt sırt bölgelerinde ağrı vardır. Sevilmediğinizi hissediyorsanız bu yüzden de kendinizi sevmiyorsanız sırt ağrılarınızı sırtınızda bir yük gibi taşımaya mecbursunuz. Yatak ıslatma sorunu anne babadan, en çok da babadan korkan kişilerin sorunudur. Hayattan zevk almıyorsanız ayak bileğinizde sorun olabilir. Ayak bilekleri zevk alma yeteneği ile alakalıdır. Bağımlılık ve tiryakilikler korkularınızın, kendinizden kaçmanızın kendinizi sevmeyi bilmemenin neticesidir.


Geçmişteki seçimlerimizden pişmanlık duyuyor ve hayatı kontrol altına almaya çalışıyorsanız hayattan tat alamıyor ve derin üzüntü içindeyseniz ya şeker hastasısınız ya da adayısınız. Taviz vermeyen, inatçı ve gururlu bir kişiliğiniz varsa uzlaşamayan biriyseniz diz sorunlarınız mevcut olabilir. Egzemanız varsa aşırı muhalefetsiniz düşmanlık duygularınız yüksek ve soluk kesici kin duyuyor olabilirsiniz. Peki hemoroidin geçmişe duyulan kızgınlık ve geçmişin sorumluluğu altında ezilmekten kaynaklandığını biliyor muydunuz? Cimrilik ve kabızlığın ilişkili olduğunu duyduğunuzda şaşırmayın sakın. Otoriteye karşı çıkma isteğiniz varsa ve isteğinizi dile getiremiyorsanız çeşitli kazalar yaşamanız mümkün. Her şeyi kontrol altında tutmaya çalışan korkuları olan ve gergin kişiler de kellik sorunuyla karşı karşıyadır. Zorbaca bir tutuma varan aşırı annelik etme aşırı korumacı bir anne meme kistleri, şişlikleri, ağrıları yaşayabilirsiniz. Tırnak yemek çaresizlik ve anne babaya duyulan öfke ile ilişkilidir. Söylenmemiş açığa vurulmamış cümlelerin olması şikayet etmek için yanıp tutuşmasınız varsa dudaklarınızda uçuklarınız oluşacaktır. Bulunduğunuz durumdan nefret ediyorsanız, cesaretinizi yitirmiş hevesiniz kırılmışsa nefret ettiğiniz bir işte çalışıyorsanız ve aşırı yük taşıdığınızı düşünüyorsanız dikkat edin varisleriniz geliyor. Bu ve bunun gibi daha birçok hastalıkların zihinsel ve psikolojik nedenleri tespit edildiğinde artık tedavi daha kolay olacaktır. Bu duyguları çeşitli olumlama ve telkinlerle pozitif hale dönüştürmek mesela kendimizi sevmeme, değersizlik duygusu ön plana çıkmışsa kendimi seviyorum ve ben değerliyim telkinleri yapılmalıdır. Geçmişle ilgili sorunlar çıktı ise gün yüzüne, geçmişimi sevgi ile bırakıyorum onları ve kendimi özgürleştiriyorum olumlaması ile duygularımızı dönüştürebiliriz. Daha ayrıntılı bilgiler için yukarıda bahsettiğimiz kitabı okumanızı tavsiye ederim.

 Sonuç olarak mutlu duygular mutlu bir hayatı ve mutlu bir vücudu hediye edecektir bize. Duygularımız ne kadar sağlıklı ise bedenimizde aynı derecede sağlıklı olacaktır. Öyleyse işe önce duygularımızı tedavi etmekle başlayalım. Gerisi zaten mutluluk ve sevinç olacaktır. Sevgi dolu duygular, sağlıklı hayatlar bizimle olsun...
                                               ÜLKÜ TOKUL

12 Kasım 2019 Salı

Çekim Yasası : Eterik Kordonu Kes ve Özgürleş


Şu hayatta her bir insanın hedefleri ve amaçları vardır. Bunlar kısa vadeli de olabilir uzun vadeli de. Ve bizim bu hedeflere ulaşabilmek için çeşitli yollardan geçmemiz gerekebilir. Bu yollarda kimimiz çok rahat ve kolaylıkla yürürken kimimiz çeşitli engellerle karşılaşabiliriz. Bu engeller bazen görülen sebepler olabilir. Ancak sebepler görünse de görünmese de aslında bizim yürümemizi engelleyen başka nedenler var. Eterik kordon dediğimiz bu bağ bu nedenlerden birisidir. Nedir eterik kordon? Eterik kordon denilen bağı kesmek ve özgürleşmek istiyor musunuz? Öyleyse neler yapabiliriz? Gelin hep beraber göz atalım yazımıza.


Eterik Kordon nedir?

Her birimizin hayatında şu anda veya geçmişte beraber olduğumuz insanlar vardır. Bu kişiler annemiz, babamız çocuklarımız, eş ya da sevgili veya arkadaş, akraba olabilirler. Sevdiğimiz ya da sevmediğimiz birçok insan girmiştir hayatımıza. İşte bu kişilerle aramızda bizim göremediğimiz enerjisel bağlar vardır. Bu bağlara eterik bağlar ya da eterik kordon denir. Bu enerji bağları bazıları ile çok kuvvetlidir bazıları ile zayıf. Kuvvetli yada zayıf olmasının nedenleri o kişilerle çok görüşmemiz, bir arada çok bulunmamız, duygular, çok düşünmemiz olabilir. Ancak boşandığınız eşiniz ihanet gördünüz arkadaş ya da olumsuzluk yaşadığımız kişilerle de eterik kordon olabilir aramızda.  Bu bağlar bize atılmış ipler ya da zincirler gibidir. Ellerimize, kollarımıza, ayaklarımıza vurulmuş prangalar gibidir. Hedefimize yürürken, bu bağlar bizim ilerlememizi engeller. Bir türlü hedefe varamayız. Hatta bazen bir şey yapmak isteriz. Ama yerimizden kalkıp o işe başlayacak enerjiyi kendimizde bulamayız. Bizi aktifleştirecek o gücü hissedemeyiz. Ve üzerimizde bir ağırlık var deriz. O ağırlık bu bağlardır. Bizi engeller. Mesela bir kişi kendi işini kurmak istiyor. Ancak bir türlü başarılı olamıyor. Veya bir türlü girişimde bulunamıyor. Belki de bunun nedeni babasının kendi yanında çalışmasını istemesi, kendi mesleğini öğrenip baba mesleğini devam ettirmesini  arzulamasıdır. Ve çocukluğundan beri bunu duyan kişi bu bağlarla bağlanmıştır. Çünkü babadan gelen bu enerjisel bağ kişinin isteğini gerçekleştirmesine engel olmaktadır. İşte bu gibi durumlarda eterik kordon ve enerjisel bağları kesmek gerekmektedir.
Ama yerimizden kalkıp o işe başlayacak enerjiyi kendimizde bulamayız. Bizi aktifleştirecek o gücü hissedemeyiz ve üzerimizde bir ağırlık var deriz. O ağırlık bu bağlardır. Bu bağlardan bize gelen enerjilerdir. Tıpkı bir annenin çocuğundan uzakta olsa da ondaki huzursuzluğu hissetmesi gibi.

Eterik Kordonu Keselim

Evet bu bağları kesmek mümkün. Fakat yanlış anlaşılmasın tüm bağları değil sadece zararlı bağları kesiyoruz. Sevgi bağlarımız varlığını koruyor. Mesela babamızla geçmişten gelen engelleyici bağlarımız olabilir. Çok eleştirel otoriter ya da korumacı bir babamız olabilir. Bu da bizde özgüven eksikliği, hayır diyememe ya da kendinden ödün verme gibi çeşitli negatif durumlara yol açmış olabilir. Anne ya da babamızla ilgili bir travma yaşamış da olabiliriz. İşte eterik kordonu keserek negatif bağlardan kurtulmak mümkün. Ancak derin travmaların  veya rahatsızlıkların tedavisinde bir uzmandan veya doktordan yardım almak şarttır. Buradaki uygulamalar günlük hayatta  önümüzü açıp hedefimize daha mutlu ve rahat şekilde ilerlememizi yardımcı olmak içindir. Hayatımızı etkileyen negatif enerjileri en aza indirmek, zihnen olumlu düşünmek ve olgunlaşma sürecine katkıda bulunmak içindir.

Onlarla yüzleşelim

Evet hayatımızda kimlerle sorunu yaşıyorsak öncelikli olan birini seçelim bize hangi duyguyu hissettiriyorsa Öncelikle onu fark edelim Öfkemi kızgınlık mı Çaresizlik mi seçtiğimiz kişi annemiz olabilir annemizle yüz yüze konuşmamız şart değil sessiz sakin ve dış etkenlerden uzak bir ortam seçelim Öncelikle rahatlayıp zihnimizin boşalmasına izin verelim üç derin nefes alıp bir miktar tutalım ve yavaşça nefesi verelim. Gözlerimizi kapatalım ve annemizi hayal edelim. Parlak bir ışığın içinde onun bize şefkat ve tebessümle baktığını görelim. Sonra "canım anneciğim" diyelim. "   seninle yaşadığım beraberlik süresince çocukluğumda gençliğimde ve ileriki yaşlarımda sana yaşattığım tüm zorluk ve sıkıntılar için beni affet. Bugüne kadar Bilerek ya da bilmeyerek seni kırdıysam sana kız duysam ve seni yargıla duysam Seni üzdüysem hepsi için özür dilerim Lütfen beni affet Senin bana yaşattığin zorluklar ve sıkıntılar için ben seni sevgi ile ve içtenlikle bağışlıyorum Senin sevgi ile ya da zorlayarak bana öğrettiğin her şey için sana teşekkür ediyorum Anneciğim seni çok seviyorum ve senin koşulsuz sevgi saygı ve ilgi ne hak ediyorum ve kendimi sana ispatlamak sana sevdirmek için yaşamayacağım senin olmasını istediğin rüyalarını yaşamak zorunda değilim kısıtlamalarına rağmen beni sevdin bana hayat verdim Fakat ben hayatımı sana borçlu değilim. Aramızdaki tüm bağları kesiyorum beni senden seni benden özgür bırakıyorum. Ben artık büyüdüm. Kendi kararlarımı kendim verebilirim. Küçüklüğümde sana verdiğim sözleri ve ettiğim yeminleri iptal ediyorum. Varlığımı senden özgürleştiriyorum. Seni çok seviyorum. Hayatıma kattıkların için bana verdiklerin için sana teşekkür ediyorum. Kendimi senden özgürleştiriryorum" diyerek annemizin kalp çakrasından çıkan bir ışığın bizim kalp çakramıza dolduğunu hayal edelim. Annemizin bize tebessüm ettiğini görelim. Bizde annemize tebessüm edelim. Gözlerimizi açalım. Bu uygulama esnasında ağlamak serbest. Bu doğaldır. Hatta güzel olur. Vücudumuzdaki zehirleri negatif enerjiyi atmış oluruz. Kendimizi engellemeyelim. Bu uygulama tek seferde yeterli gelmezse bunu tekrarlayabilirsiniz. Rahatladığınızı ve hayatınızdaki hafiflediğinizi hissedeceksiniz. Bu uygulama ile bizlere bağlı olan çocuklarımızı kardeş ve tanıdıklarımızı da özgürleştirebiliriz.

Kısacası hayatımızı bağlayan engelleyen enerji bağlarından kurtulmak mümkün. Yeterki farkında olalım ve adım atalım. Bundan sonrasında yürümek çok kolay ve zevkli olacaktır.
                                                 Ülkü TOKUL

11 Kasım 2019 Pazartesi

Çekim Yasası : İsteklerimizi Serbest Bırakalım



Çekim yasası pratiklerinden olan odaklanma uygulamasından daha önce bahsetmiştik. Odaklanma uygulaması biliyoruz, ancak serbest bırakma tekniğini atliyoruz. Bu kez de çekim yasası uyguluyorum ama isteklerim gerçekleşmiyor deriz. Ancak yarım kalan ya da eksik uygulanan çekim yasası ile isteklerimize elbette ulaşamayız. Şimdi serbest bırakma tekniği nedir? Nasıl uygulanır? Bu konuda bilgi sahibi olmak ister misiniz? Öyleyse yazımızın devamını okuyun.


İsteklerimizi serbest bırakma tekniğini ilk defa duyanlarımız vardır belkide. Ben de ilk duyduğumda şaşırmıştım. Hem iste odaklan enerjini yükselt, hem de isteğini serbest bırak. Evet oldukça ilginç geliyor. Şimdi bu tekniğin ne olduğuna bakalım. Çekim yasasına göre isteğimize 17 saniye odaklanmayı öğrendik. 17 saniye boyunca duyguda hissettiğimiz isteğimizi en yüksek enerjiye getirdiğimiz anda bırakıyoruz. Yani odaklanmayı bırakıyoruz. O isteğimizi düşünmeyi bırakıyoruz. İşte bu serbest bırakma tekniği ile o yüksek enerjiyi evrene bırakıyoruz. O yerine gidiyor. Odaklanma tekniği günde 1 kez ve mümkünse hep aynı saatlerde uygulayalım. Ve belli bir gün sayısında mesela 7 gün ya da 9 gün. Hep aynı saatte uyguluyoruz ve hemen ardından o duyguyu, enerjiyi serbest bırakıyoruz. Tıpkı elimizdeki bir nesneyi yere bırakmak gibi. Ertesi gün aynı saate kadar onu bir daha düşünmüyoruz. Aklımıza getirmiyoruz. Hani biz de denir ya hırs sebebi hasarettir. Yani hırs göstermek o şeyin kaybına sebep olur. Hırs, kayıp, zarar sebebidir. Bu nedenle odaklanmadan sonra bir daha isteğimizi düşünmüyoruz. Onun zihnimizden akıp gitmesine izin veriyoruz. çünkü düşünüp durmak yine yokluk bilincini uyandıracaktır. O an o şeye sahip olmadığımızı hatırlatacak bize. Olmadı olmuyor yine olmayacak duyguları çıkar. Bu da enerji akışında tıkanıklıklara yol açacaktır. Serbest bırakma tekniği ile bu duyguların oluşması engelleniyor.

 Yine serbest bırakma tekniğinde uygulayabileceğimiz başka bir teknik var. İsteklerimizi bir kağıda yazabiliriz. Tüm his duygu ve enerjimizi bu yazıya yükleyip bu kağıdı yakarak enerjinin açığa çıkmasını sağlayabiliriz. Daha sonra yine düşünmeyi odaklanmayı bırakırız. Her nasıl uygularsak uygulayalım dikkat edilmesi gereken nokta isteğimize odaklandıktan sonra onu serbest bırakma. Onu düşündükten sonra zihnimizden akıp gitmesine izin vermeyi unutmayalım. Neyin peşinden koşarsak bizden kaçar. Neyin peşini de bırakırsak o bizim ayaklarımızda gelir. Mesela çocuğumuzla sevdiğimiz partnerimiz ya da eşimize çok ilgilendiğimizde üzerine titrediğimizde neler olmaktadır. Bizden kaçtıklarını uzaklaştıklarını farketmişsinizdir. Aslında biz bu düşünceye bizim inançlarımıza göre tevekkül diyoruz. Tevekkül, isteğimiz için gerekeni yapmak ve gerisini Allah'a bırakmak. Yoksa hırsla peşinden koşmak, olsunda nasıl olursa olsun demek değildir. İsteğimizi hayırlar ve güzelliklerle dilemek ve gerisini Allah'a bırakmak. Dengeli olmak. Evrende, sistemde denge hâkimdir. Biz bu dengeyi aşırı istemekle, hırs etmek ile bozarsak ölçüyü kaçırmış oluruz. Serbest bırakma yöntemini sadece isteklerimizi dilerken kullanmıyoruz. Bu yöntemle aslında öfkemizi de serbest bırakabiliriz. Geçmişimizi de serbest bırakabiliriz. Korkularımızı da.


 Sonuç olarak isteklerimizi isteyelim ve sonra sevgiyle serbest bırakalım. Hırs etmeyelim. Tevekkül ile isteğimizi arzumuzu sahibine gönderelim.
                                                    ÜLKÜ TOKUL

8 Kasım 2019 Cuma

Karma Yasası : İlahi Adalet Yasası



Evren'i ve kainatı en güzel bir biçimde yarattı sahibi. Bir düzen ve bu düzenin devam etmesi için de bazı yasalar koydu. Üç temel yasa var bilinen. Bunlardan biri çekim yasası, diğeri karma yasası, üçüncüsü ise Tekamül yasası. Çekim yasasını önceki makalelerimizde kısmen anlatmaya çalıştık. Bu yazımızda ise karma yasası hakkında bilgi vereceğiz.

Hayatın muhteşem bir dengesi vardır. Bir şekilde bu denge korunur. İşte bu denge yasasına karma yasası denir. Sistem kendini dengeye getirmeye çalışır. Mesela Bizler hayatımızdan bir şey çıkarırız. Hayatımızda açılan yere mutlaka yeni bir şey gelir. Ve mevcut boşluğu doldurur. Güzel bir şey çıkarırsak o boşluk negatif bir şeyle dolar. Ya da olumsuz bir şey çıkarırsak güzel bir şey gelir orayı doldurur. Böylece denge korunur. Örneğin sigarayı hayatınızdan çıkardınız. O boşluk başka bir yiyecek veya güzel bir alışkanlıkla dolar. Ya da hayatımızdan yürüyüşü ya da egzersizi çıkardık. Orası da kilo ya da birtakım rahatsızlıklarla dolar. Kullanmadığımız bir eşyayı birine veririz. Yerine daha güzeli, iyisi gelir doldurur. Evren boşluğu sevmez. Biz elimizdekini paylaşırız. Oluşan boşluk mutlaka daha iyisi daha güzeli ve daha fazlasıyla dolar. Yapılan tüm iyilikler böyledir. Gönderdiğimiz iyilik enerjisi, fazlası ile geri döner hayatımıza. Kötülükler içinde bunu söyleyebiliriz. Mesela bir kötülük yapmışızdır. Bu bir rahatsızlık, bir sıkıntı, maddi bir kayıp ya da işlerin rast gitmemesi şeklinde hayatımıza geri döner. Tabii ki bu döngüyü engellemek mümkün. Kötülük yaptık, hemen arkasından yapılan bir iyilik o kötü enerjinin hayatımıza dönmesini engeller. O enerjiyi sıfırlar. Olumsuzluğu kaldırır hayatımızdan. Ancak yapılan kötülük tabii ruhta, çakralarda olumsuz izler bırakır. Saf temiz bir kağıda konulan bir noktayı düşünelim. Zamanla bu kağıt kirlenir ancak bir silgi ile silerek temizleriz kağıdı. Bu kez izleri kalabilir. Evet noktalar gitsede izi kalır. Yani kötülüğün negatif enerjisinin geri dönüşü iyilikle engellenir. Ancak çakralarımız da izler bırakır tıkanıklıklara yol açar ruhsal arınmayı tam sağlayamayız. Bu nedenle en baştan güzellik ve iyilik yapıp saf ve temiz kalmaya özen göstermeliyiz. Ancak yine yapılan iyiliklerde karşılıksız ve menfaat beklemeden hayata salınmalıdır. Hatta karşılığında bir teşekkür bile beklememek yerinde olacaktır. Karşılık bekleyerek yaptıysak iyiliği belkide bizzat o kişi tarafindan darbe yeriz. Sonrasinda dövünürüz. Ben ona iylikller yaptım o bana nankörlük yaotı diye. Yaptığımız hiçbir şey kaybolmaz bize fazlasıyla döner ya aynıyla ya benzeri ile ya da farklı bir konuda.
 Karma yasası kelime anlamı eylem, reaksiyon, etki tepki anlamlarına gelir. Yani yapılan bir eyleme verilen karşılıktır. Karma yasası gereği biz ne yaparsak onun karşılığını mutlaka görürüz. Bu bir düşünce, bir duygu, bir kelime, bir eylem olabilir. Düşüncelerimize bile dikkat etmeliyiz. Ne konuşuyor, ne yapıyor ve ne hissediyorsak bunun bir karşılığı var. Bunun sonucu er ya da geç bize dönecektir. Hayatta bizler seçimlerimizde ve tercihlerimiz de özgürüz. Ancak sonuçlarından değiliz. Bu durumu bumeranga benzetebiliriz. Bumerangı ne tarafa atarsak atalım bize geri döner. İşte Tıpkı bunun gibi bizden çıkan her enerji asıl kaynağına yani bize geri döner. Tümevarım denilen bu olayda parça bütüne döner. Damlalar dereye dereler denizlere döner. Her şey aslına dönmeye meyillidir.

  Karma yasasının diğer bir ismi kul hakkı yasası ya da hak yasasıdır. Bizim kültürümüzde etme bulma yasası da denilir. Karma yasası hayatın düzeni ahengi dengesi için konulmuştur. Bizim inançlarımızdaki karşılığı ilahi adalettir. Şu an yaşadığımız güzellikler varsa belki de aldığımız duaların karşılığıdır. Bir kazadan çok hafif sıyrıklarla kurtulmuşsak verdiğinmiz bir sadakanın karşılığı olabilir. Şu an kışta baharı yaşıyorsak birilerine sıkıntılı anlarında el uzatmış olmamızdan kaynaklanıyor olabilir. Tabii tam tersi de söz konusudur. Çocuğumuzla sıkıntılar yaşıyorsak belki de bir başkasının anne babalalığını eleştirmiş olabiliriz. Yaşadığımız zorluklar belki ayıpladığınız ya da büyük konuştuğumuz bir olayın bize geri dönüşüdür.

Küçümsediğimiz eleştirdiğimiz burun kıvırdığımız bir olayın benzerinin içinde de olabiliriz. Sistem dengeyi sağlamak için için bize karşılığını göndermiş olabilir. Bu nedenle hep güzel ve iyi duygularla eyleme geçmeliyiz. Bir şey yapmadan önce soralım kendimize. Bu benim için ya da başkaları için faydalı mı? Kalp bunu en güzel biçimde cevaplayacaktır. Hatta bir yiyeceği yemeden önce ona sormalıyız benim için faydalı mı? Eğer aldığımız cevap olumsuzsa ya da bu şeyle ilgili huzursuzluk duyuyorsak vazgeçelim o şeyden. Büyük lokma ye büyük konuşma demiş atalarımız. Yine aynı atalarımız ne ekersen onu biçersin derken karma yasası hakkında işaret vermişler bizlere. Ne verirsen elinle o gelir seninle sözü hem bu dünyaya hem öbür dünyaya işaret etmiştir. Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste derken ne demek istemişler acaba? İşleyişinde zaman aşımı yoktur zaman sınırı da yoktur. Sistem bize hemen de karşılık verebilir. 5-10 yıl sonra da. Biz unutsak da sistem unutmuyor. Görünmeyen bir deftere kaydediliyor adeta. Zannımca küçük hataların karşılığı daha çabuk verilirken büyük hataların karşılığı için bir zaman gerekiyor. Belki kolumuzu masaya çarptık küçük bir hatamızın anında verilen karşılığıydı. Bence büyük hatalarda zaman verilmesi de bir güzellik. Çünkü kişi yaptığı hatayı fark edip telafisi için bir çaba içine girecek ve onu nötrleyecek belki. Yani olan her şeyde bir güzellik var. Olan her şeyde bir hayır var. Ancak kimsenin hakkı kimsede kalmaz. Kalmış gibi görünsede. 10 kuruş bile olsa başkasının malı başkasına yaramaz. Yaramış gibi görünsede. Ağlayanın malı gülene yaramaz. Kul hakkı bizim dinimizde ne kadar önemlidir. Biliriz kul affetmedikçe o hatanın telafisi mümkün değil. Sistem dengeye gelmiyor. Hakkımız yenmişse o kimsenin yanına kar kalmaz. Biz görmesek bile. O fazlasıyla çıkacaktır karşındakinden asıl kaynağına bize dönecektir. İlahi adalet herkese yaptığının sonucunu gösterir. Ancak çok önemli bir nokta varki bazen bu hataya düşebiliriz. Bir başkasının başına gelen olumsuz bir olaydan ötürü ne yaptı da başına bu geldi diye düşünmemeliyiz. O kişi belki tekamül yasası gereği imtihanını yaşiyor olgunlaşma sürecinde. Ama biz böyle düşündüğümüz için karma yasası gereği aynı yada benzer olayı kendimize yaşatabiliriz. Hemde sırf bu düşüncemizden dolayı. Çok dikkat edilmesi gerekli.

Ailelerin şehirlerin hatta ülkelerin bile bir karması vardır. Karma yasası şehirlere kasabalara ülkelere göre farklı işleyebilir. Ve bizler de bundan etkilenebiliriz. Onların enerjileri bizleri mutlaka etkiler. Fakat şöyle düşünülmesin. Ben neden başkasının hatasının bedelini ödüyorum? Hayır bu bize imtihan olarak gelmiştir. Kemal'e ermemiz olgunlaşmamız için. Ama diğerlerinin karma yasası işlemiştir. Mesela bir şehir çevre temizliğine önem vermemiştir. Denizlerini kirletmiş ağaçlarını kesmiştir. Doğayı kaynakları hor kullanmıştır. Karma yasası gereği bu şehir halkına yaptığı dönecektir. İlahi Adalet yasası işleyecektir.  O şehir ya susuzluk kuraklık ya hava kirliliği ya da birtakım doğal olumsuzluklar yaşayacaktır. Pek tabii ki biz de o şehirde olduğumuz için etkileneceğiz. Anne babamızın yaptığı bir hata karma yasası gereği onlara tekrar döndüğünde de bizim bunun dışında kalmamız mümkün olmamaktadır.

Kısacası ne yaparsak onu görürüz. Ne ekmişsek onu hasat ederiz. Sevgi ve iyilik ekmişsek günün birinde onu mutluluk olarak hasat ederiz. Bu nedenle güzel bakmayı, güzel düşünmeyi, güzel hissetmeyi, sevgiyi, iyiliği karakterimizin bir parçası haline getirelim. Karşılığında güzel bir hayat alalım.
                                               Ülkü TOKUL

29 Ekim 2019 Salı

Çekim Yasası : Niyet Ettim Mutluluğa





Bir diğer çekim yasası kurallarından biri de niyet etmektir. Güne başlarken, bir işe girişirken, yapmak istediğimiz her şeyde niyet etmek oldukça önemlidir. Niyet her şeyin özüdür ruhudur. Yani bir şeye niyet ettiğimiz zaman o şeye bir ruh katmış canlandırmış oluruz. Her varlık ruhla canlılık bulur.

Güzelliğe Niyet Edelim..
Güne başlarken güzelliklere niyet etmek muhteşem bir olay. Niyet ettim bugün sağlıklı olmaya. Niyet ettim mutlu ve neşeli olmaya. Niyet ettim sevgiye. Niyet ettim zenginliğe. İyi ve güzel olanı niyet edelim ki onlara ulaşalım. "Neye niyet edersiniz eline geçecek odur buyuruluyor" hadisi Şerif'te. Bu muhteşem cümle her şeyi özetliyor aslında. Bizler iyiliğe niyet edersek güzelliğe niyet edersek sonunda ona ulaşırız. Kötülüğe niyet edersek de ona uaşırız. O zaman niyet etmek bir tohum ekmeğe benzetilebilir. Hayata saçtığımız bu tohumlar gün gelip boy verecek ve karşımıza çıkacaktır. Öyleyse neden güzelliklere niyet etmeyelim. Unutmayalım ki "ne ekersen onu biçersin" demiş atalarımız. Niyetlerimizi güzel şeylere yapalım. Böylece yaydığımız enerji niyet ettiğimiz şeyleri bize yaklaştıracaktır. Tabii ki niyeti de önce kalple ve sözcüklerle ettiğimiz gibi daha sonra davranışlarımızla da etmeliyiz. Çünkü çekim yasasında duygular kelimeleri kelimeler davranışları oluşturur. Her şey duyguda başlar. Niyet etmek ise bir duygudur. Aslında duyguda yapmak istediğimiz ya da olmasını istediğimiz şeyi yaşarız. Ona odaklanırız. Daha sonrasında bilinçaltımız davranışlarımızı bu duygumuza uygun şekillendirir. Öyleyse şu an yaşadıklarımız geçmişte yaptığımız niyetlerimizdir diyebiliriz. Duygularımız kelimelerimiz ve davranışlarımız üçü bir bütündür. Bir şey niyet ederken onun beraberinde getirdiklerini de kabule hazır olmamız gerekiyor. Çünkü çok istediğimiz hoşumuza giden bir şey beraberinde hoşumuza gitmeyen şeyleri de getirebilir. Bu nedenle niyetlerimizi dualarımızı isteklerimizi bilinçli yapmalıyız. Farkındalıkla niyet etmek ve istediklerimizin farkına varmak hayatınızı değiştirmek için bir fırsat olabilir. Geçmişteki niyetlerimiz bugünümüzü oluşturduğu gibi şimdiki niyetlerimiz de geleceğimizi oluşturacaktır. Çok zengin olmaya niyet edebiliriz. Ancak bu zenginliği elde ederken kaybedeceklerimiz de olabilir. Çok istediğimiz bir işte çalışmaya niyet etmek o işte çalışırken yaşayabileceğimiz olumsuzlukları da kabul etmek demektir. Niyetimizi yaparken yanında hayırlı ve faydalı bir şekilde olmasını da niyetlenebiliriz. İstediğimiz ve niyetlendiğimiz şeyin güzelliklerle mutlulukla bize gelmesinide dileyebiliriz. Mutluluğa neşeye huzura barışa niyet etmek. Sağlığa bolluk ve berekete niyet etmek ne kadar da kapsamlı olur. Zengin olayım da nasıl olursa olsun şeklindeki bir niyet belki de zenginliği getirecektir. Ama kaybedeceklerimiz nedeniyle onun mutluluğunu yaşamayabiliriz. Başka bir örnekte ise zayıflamaya niyet edersiniz. Ancak bu bir sıkıntıyla bir üzüntüyle de olabilir. Öyleyse hem kendi hayrımıza hem başkalarının hayrına. Hem parçanın hem bütünün hayrına niyet etmeliyiz. Birilerine faydalı olmak için zenginliğe niyet edebiliriz. Mesela insanlığa faydalı olmak için ilime eğitime niyet edebiliriz. Huzurlu bir aileye niyet etmek huzurlu olmak için yapmamız gereken davranışlara yöneltecektir bizi.

Niyet Bir İksirdir
Niyet bir iksir gibidir. Biz bir şeye hangi niyetle hangi enerji yüklersek o olur. Ateş aslında pozitif ya da negatif değildir. Bizim ona yüklediğimiz mana önemlidir. Hangi niyetle kullanılır hangi enerjiyi yüklersek o olur. Isınma ve yemeğimizi pişirmek niyetiyle olumlu enerji yüklersek olumlu olur. Zarar verme yakma tahrip etme niyetiyle kullanırsak yangın olur. Paraya iyiliklere güzelliklere ulaşma niyetini yüklersek para iyi bir araca dönüşür. Baştan çıkaracak kötü yollara sokacak niyetiyle yaklaşırsak ona dönüşür. Bıçak aslında işlerimizi çok kolaylaştıran bir alettir ancak olumsuz bir niyetle kullanırsak zarar verici bir hale dönüştürebiliriz. Bir kenarda biriktirdiğiniz paranıza "kötü günler için" niyetini yaparsanız kötü günlerde kullanırsınız. İyi günlerde kullanmak için biriktiriyorum diye niyet ederseniz de iyi günlerde kullanırsınız. Yeni eşya alan birine neden iyi günlerde kullan deriz de biriktirdigimiz paraya kötü günler diye niyetleniriz..
Kendimizle çelişkiye düşüyoruz.

Öyeyse gelin niyetlerimizi düzeltmekle başlayalım işe.. Niyet amellerimizin ve davranışlarımızın özüdür ruhudur. En sıradan davranışlarımız bile niyetle bir anlam kazanır. En ölü zamanlarımız ve amellerimiz bile niyetle canlılık kazanır. Gelin hayatlarımızı canlandıralım. Yaşantımızı anlamlandıralım...
                                                  Ülkü Tokul

28 Ekim 2019 Pazartesi

Çekim yasası : Teşekkür edelim




Hayatımızın en önemli dinamiklerinden biri de teşekkür etmek. Yani diğer bir anlamı şükür duygusu içinde olmak. Sahip olduklarımızı hatırlayarak hepsi için şükredelim. Şu an şükredecek hiçbir şeyim yok hiçbir şey yolunda gitmiyor diyorsanız durup düşünün. Şu an bu yazıyı okuyabilen gözlerimiz var. Anlayabildiğimiz aklımız var. Daha önemlisi şu an canlıyızı ve yaşıyoruz. Bütün bunlar ve daha fazlası teşekkür etmek için oldukça yeterli sebepler.

Şükretme Bilinci
Bu uygulama çekim yasasının oldukça etkili pratiklerden biridir.
Yaşantımızda sahip olduğumuz ve güzel olan şeylerin bir listesini yapmakla başlayabiliriz işe. Listeleyelim. Listeledikçe nelere sahip olduğumuzu görelim. Farkındalığımızı artıralım. Şükür duygumuzu arttıralım. Varlık bilincimizi ve pozitif enerjimizi artıralım. Enerjimiz yükseldikçe pozitif ve güzel olaylar hayatımıza akmaya başlar. Şükür nimeti ziyadeleştirir der büyüklerimiz. Yani şükrettikçe elimizdeki nimetlerin fazlalaştığını görürüz.
Şükür bilincine erelim. Varlığından habersiz yaşadığımız ya da günlük rutin içinde farkında olamadığımız ne kadar çok nimete sahibiz. İşte teşekkür etmek, şükür etmek bu nimetlerin farkına varmamızı sağlar. Yoksa bunları bir gün kaybedince fark ederiz. Ya elimizdeyken fark etmek veya kaybedince fark etmek. Seçim bizim elimizde. Hiç özgür olduğumuz için şükretmek aklımıza geldi mi ? Evet özgürlük de büyük bir nimet. Ama bu nimetin farkına ancak hapse girenler varabiliyor. Hastalık olmazsa sağlığın, yaşlılık olmasa gençliğin, fakirlik olmazsa zenginliğin kıymeti bilinmezmiş. Yani hayat bize bu nimetleri hatırlatacak. Ya elimizden alarak ya da teşekkür ettirerek. Teşekkür etmek ya da şükür çok yüksek enerjili kelimelerdir. Bütün bu nimetleri bize vereni hatırlayıp teşekkür edelim. Ve ona şükürlerimizi sunalım. Bu çok lezzetli bir duygudur. Unutmayalım her şey duyguda başlar. Olumlu ya da olumsuz. Ama bizler genelde olumsuzlara daha çok odaklandığımız için yüz binlerce güzelliği göremeyiz. Dişlerimiz için şükretmek ve bize hizmet ettikleri için teşekkür etmek pek aklımıza gelmez. Ta ki dişimiz ağrıyana kadar. Nefes borumuz iki damla su kaçıp öksürmeye başladığımızda nefesin ne kadar kıymetli olduğunu anlarız. Her bir nefes için ayrı ayrı teşekkür etmeyi düşünmemişizdir. Peki ayaklarımıza hiç şükran duygularımızı ilettik mi? Onu sadece ayağımız burkulunca ya da tökezleyince fark ederiz. Oysa bir yakınımıza ufacık bir yardımda bulunsak bir bardak su versek bir tas çorba versek teşekkür bekleriz. Peki biz neden soluduğumuz hava için minnet duymayı unuturuz. Ya her gün içtiğimiz su için teşekkür ettiğimiz gibi suyu yutarken görev alan hizmet eden organlarımız için teşekkürü neden ihmal ederiz? Hoşumuza gitmeyen 5-10 şeye odaklanırız. O frekansta titreşim yayarak olumsuzlukları anlatır sonra da üzülürüz. Böylece yeni olumsuzlukları çekeriz hayatımıza. Kısır döngü devam eder gider. Unutmayalım üzüntü üzüntüyü getirir.

Kime göre kötü...
Bir gün yolda telefonla konuşan bir gencin konuştuklarına şahit oldum. Karşısındakine "kontör alamadığım günler oldu düşünebiliyor musun?" diyordu. Onun hayatındaki en kötü olay belki de buydu. Peki işten atılmış biriyseniz bu olay sizin için ne kadar kötüdür. Ya sevdikleri cezaevinde olanlar için işsizlik ne ifade eder. Sevdiği bir yakını hastanede yatan biri içinse cezaevi daha az şey ifade eder. Peki ya sevdikleri vefat edenler için hastanede yatıyor olmak ne kadar kötü olabilir ?Öyleyse kötü olay algısı görecelidir. Bizim şikayetçi olduğumuz zorluklar başkasının keşke diye baktığı olaylar olabiliyor. Hepimiz hayatımızda sıkıntılı zamanlar geçirmiş olabiliriz. Musibete şükredilmez elbette. Ama şu andaki olgunluğumuzu farkındalığımızı ya da sahip olduklarımıza o sıkıntılar sayesinde geldiğimizi unutmayalım. Zamanla kapanan kapılar  yerine bizlere daha güzel kapıların açıldığını görelim. Sıkıntıların zirveye çıkmak için birer basamak olduğunu fark edelim.
Öyleyse o zor zamanların içinde bize sunduğu armağanları görelim. Teşekkür ederek kabul edelim. Bizim için getirdiği fırsatlara bakalım. Bu fırsatlar için şükredelim. Bilirsiniz serçeyi inkişaf ettiren atmacadır. Bizlerin içinde var olan yeteneklerimizi de bu sıkıntılı zaman dilimleri ortaya çıkarır. Bize fırsatlar sunar. Bizler musibetin içindeki hediyeleri güzellikleri görebilirsek geleceği kendi lehimize şekillendirebiliriz. Zorluklar için değil ama bize kattığı
artılar bize sunduğu hediyeler için teşekkür etmek harika olacaktır. Yaşadıklarımıza karşı bu durumun nasıl fırsata çevirebilirim? Bu durumdan nasıl kurtulabilirim? Sorularını soralım. Böylece cevaplara ulaşabiliriz. Stephen Hawking'i tüm dünya tanır. 2 yıl ömrü kaldığı söylendikten sonra uzun yıllar yaşamıştır. Boynundan aşağısı tutmadığı halde bilim dünyasına yaptığı katkıları nasıl yapmıştır? Bu azmi ve yaşama isteğini nereden bulmuştu? Hiç düşündük mü? Şimdi kendi hayatımıza bakalım. En ufak sorunda şikayetlere başlıyoruz. Acaba Stephen Hawking de bizler kadar şikayet ediyor muydu hayatından? Öyleyse biz de şikayeti bırakıp teşekkür etmeye ve şükretmeye başlayalım. Peki teşekkür etmek ve şükretmek sadece dille mi olur? Tabii ki bu bir başlangıçtır. Bilinç seviyemizi yükseltir.  Ancak şu da akılda tutulmalı. Bütün nimetlerin şükrü kendi cinsindendir. Ne demektir bu? Yani bir çift göze sahibiz. Onlara sözlü olarak teşekkür edelim şükredelim. Bunu duyguda hissedelim. Farkına varalım. Daha sonrasında gözlerimizi güzel işler için insanlara ve kendimize faydalı olmak için kullanalım. Yani sahip olduğumuz her şeyi bize veriliş amacına uygun kullanalım. Paramız var ve çok kazanıyoruz. Burada sadece teşekkür etmek yeterli gelmeyebilir. Sevdiklerimize insanlara ihtiyacı olanlara verelim.  Davranışa dönüştürelim. İnanın hiçbir şey eksilmiyor. Fazlasıyla geri dönüyor ve bizler de şükretmiş oluyoruz. Verdiğimiz her şey fazlasıyla bize geri döner.

Şükrettiğimiz her şey fazlasıyla hediyeleriyle bize geri gelir. Öyleyse ne yapalım biliyor musunuz? Her sabah uyandığımızda, uyandığımız için ve nefes alabildiğimiz için teşekkür edelim.  Güne yüksek bir enerji ile başlayalım. Gün içinde teşekkür etmek için fırsatlar kollayalım. Önümüzden geçen kediye, marketteki kasiyere, bindiğimiz otobüse, kendimize ve bütün nimetleri bize verene Yüce Yaratıcımıza teşekkür edelim. En önemlisi de şükredebildiğimiz için şükredelim. Bu bilinçte olduğumuz için teşekkür edelim. Hayatımızın anlamını fark edelim. Bu yazının tamamını okuduğunuz için hepinize teşekkür ederim.

26 Ekim 2019 Cumartesi

Çekim Yasası : Affedelim ve Özgürleşelim


Hayatımızın ilkelerinden biri deaffetmek duygusudur. Bağışlamak anlamına gelir. Çekim yasasının da önemli kurallarından biridir. Hepimizin hayatında bizi üzen, kıran, inciten bir takım olaylar ve insanlar olmuştur. Bu kişileri nasıl affedebiliriz? Neden affetmeliyiz? O soruların yanıtlarını yazımızda beraberce bulalım.

Affettiklerimizi Hayatımızdan  Çıkarırız

Affetmek tekamül yolunda yani ruhen mükemmelleşme yolunda önemli bir adımdır. Ruhumuz, dünyaya geldiğimiz günden bugüne kadar tekamüle ermeye çalışır. Bu bazen üzücü olaylar ve insanlar vasıtasıyla da olabilmektedir. Hatta o kadar üzülmüş incinmişizdir ki, yıllar önce bize yapılanları unutmadımız gibi, bunları yapanları da affe demeyiz. Bazen affettim deriz ama kalben bu gerçekleşmemiştir. Affetmediğimiz kırgın ve öfkeli olduğumuz insanları bir liste yapsak kaç kişiye öfkeliyiz bir görebilsek. Bunu gerçekten deneyelim. Geçmişten bugüne kaç kişiye öfkelendik ya da kırıldık. Kırıldığımız ve öfkelendiğimiz kişileri değil affetmek belki yüzüne öfkemizi haykırmak gelir içimizden değil mi? Aslında bu kişilerin her biri bizim hedefe ulaşma yolunda ayaklarımıza ellerimize vurulmuş prangalardır. Sırtımızda bir kambur bir yüktür. Hedefe ulaşmak isteriz. Elimizde ayağımıza zincirler ilerlememizi engellerler. O sırtımızdaki yük o kadar ağırlaşır ki taşıyamaz oluruz. İşte bütün bunlardan dolayı affetmeliyiz o kişileri. O engellerden kurtulmak özgürleşmek, hafiflemek için kurtulmalıyız o bağlardan.

Neden Affetmeliyiz?

Birçoğumuz affetmek deyince öfke duyduğumuz kişilere iyilikte bulunduğumuzu sanırız ve onu affetmek istemeyiz. Oysaki affetmek bizim yararımıza olan bir duygudur. Biz kendimize iyilik etmiş oluruz. Eğer o kişileri affetmezsek ömür boyu onlara bağımlı yaşarız. Onları hayatımızdan çıkarmazsak onlar tekrar bizim hayatımıza girerler. onlar birebir aynı kişiler olmasa da aynı özellikte aynı frekansta farklı kişiler bizim hayatımıza girerler aynı duyguları bize yaşatmaya devam ederler. Çünkü yaşadığımız bu duyguların temeli geçmişe çocukluğumuza dayanır. Mesela bir yakınımız bize kendimizi değersiz hissettirdi. Biz bu duyguyu çok küçükken yaşamış olabiliriz. Bu anne baba veya yakın akrabalarımız tarafından da olabilir. Bu konu bizim hassas noktamızdır. Ve evren tekamüle doğru ilerliyor. Bizde tekamülleşme yolunda bu hassas noktamızı tedavi etmeliyiz ki döngü tamamlansın. Yoksa o duyguyu ömür boyu yaşayıp dururuz. Enerji döngüsü devam eder. Affederek biz aslında evrene ben bu döngüyü tamamladım. Artık bu enerji hayatımdan çıkabilir. Ben olgunlaştım mesajını veririz. Tercih bizim elimizde. Ya affetmeyecek benzer insanlara sürekli hayatımıza çekip sürekli benzer duyguları yaşayıp üzülmeyi seçeceğiz ya da affederek tamam ben olgunlaştım bu olumsuzlukları hayatımdan çıkarıyorum diyerek mutlu bir hayatı seçeceğiz. Affetmek kolay olmayabilir. Birdenbire olmayabilir ama bunu başarabiliriz. Farklı düşünme biçimleri ve özel tekniklerle affedebiliriz. 

Evrende üç temel yasa vardır. Bunlardan biri çekim yasası, biri karma (hak) yasası diğeri de tekamül yasasıdır. Yüce Allah bu evreni yarattı ve bu evrene yasalar kanunlar koydu. Bu yasalar ve kanunlar mükemmel biçimde çalışmaktadır. Şimdi düşünelim bizi üzen bizi inciten insanları. Ya bu insanları çekim yasası gereğince biz çektik hayatımıza. Benzer enerji ve frekansdaydık. Ya tekamül yasası gereğince olgunlaşmamız ve mükemmele yaklaşmamız için imtihan olarak çıktılar karşımıza. Bizdeki yetenekleri ortaya çıkarmak için. Sistem bizden öğrenmemizi ister. Öğrenmemiz için affetmemiz lazım. Affetmezsek imtihanı geçemeyiz. İmtihanı kazanana kadar imtihan tekrar edecektir. Ya da karma yasası yani etme bulma yasası gereğince bizim yaptığımız bir olumsuzluk ilahi adalet gereğince bizden hesap soruyor. Ektiğimizi biçiyoruz. İşte bu 3 yasadan biri gereğince karşımıza çıkan insanlara kızmaya öfkelenmeye kalktığımızda belki de onlara kızamayacağız. Hatta belki onlara teşekkür edeceğiz. Affetmek gerçekten büyük bir erdemdir. Biz kendimiz için affedelim. Unutmayalım ki öfke, kızgınlık, kin, intikam gibi negatif duygular birçok psikolojik ve fizyolojik rahatsızlıkların asıl sebebidir. Öfke, kızgınlık duyduğumuz esnada vücudumuzda yoğun bir enerji birikir ve zehir salgılanır. Bu zehir ve negatif enerji kalp karaciğer yüksek tansiyon olmak üzere birçok fiziksel rahatsızlıklara yol açar. Bunun yanında depresyon anksiyete bozukluğu ve benzeri birçok ruhsal rahatsızlık da bu duyguların sonucudur. Bu hastalıkları çağırmadan sağlıklıyken affedelim. Özgürleşelim bağımlılıktan kurtulalım. Kendimiz için affedelim huzuru ve dinginliği bulalım affetmek karşıdaki kişiye iyilik yapmak anlamına gelmez. Bizim duygularımızın ona hiçbir etkisi yok onu cezalandırmıyoruz. Kendimizi cezalandırıyoruz. Şunu unutmamalıyız. Bizler de bir insanız bizler de hata yapabiliriz. O kişileri İlahi adalet zaten bırakmayacaktır. O kişiler zaten sistemde hak ettiğini görecektir. İlahi sistemde zaman aşımı yoktur. Ona güvenmeliyiz. Bizim intikam duygumuzdan daha güzel şekilde intikamını alacaktır ilahi adalet. Bunun için biz bırakalım o insanları. İlahi sistemde hiçbir şey kaybolmaz emin olun. Affetmek illa ki o kişilerle yüz yüze gelmek demek değildir. o kişiler vefat etmiş de olabilir. Dünyanın öbür ucunda da olabilir. Affedip o insanlarla dost, arkadaş olmamız da gerekmez. Bilinç seviyesinde affetmeliyiz. Ve şu soruyu sormalıyız. Ben bu olaydan ne öğrenmeliyim? Dersimizi aldıysak üst basamaklara çıkarız. Kızgın ve öfkeli olduğumuz insanların listesini yapalım. Çocukluğumuza gidelim tek tek isimlerini yazalım. En üste anne ve babamızın ismini yazabiliriz. Çünkü onlarada kızgınlıklarımız olabilir. Hatta onlarla bir sorunum yok. Onlara kızılırmı diye düşünüyor olabilirsiniz. Bu kez de suçluluk duygusu içine girmiş olabilirsiniz. Bu nedenle başta anne babamız olmak üzere listemizdeki herkesle hayalen konuşup kırgınlıklarımızı anlatalım. Söyleyip isteyipte söyleyemediklerimizi söyleyelim. Sonra onu affettiğimizi söyleyelim. Ona tebessüm edelim. Şayet bir kez yeterli olmadıysa bu uygulamayı tekrar edelim. Ta ki içimizde öfke geçene kadar. Başka bir teknikte kızgınlıklarımızı  bir kağıda yazalım. Tüm negatif enerjimizi duygularımızı yükleyelim ve o kağıdı imha edelim. İster yakalım ister yırtalım. İster suya atalım. Ama sonuçta imha edelim. Ve şunu da lütfen yapalım. Birine çok öfkelendik. İşte o an içimizde bir enerji birikir. Biz o anda gidip öfkemizi bir başkasına anlatmayalım. O enerji ile hemen yanımızda olmasını istediğimiz insanları düşünerek çok istediğimiz şeyler için dua edelim. Ağlayabiliriz. Ağlamak içimizdeki zehri atmanın güzel bir yoludur. Öyleyse gelin geçmişin ve geçmişteki kişilerin bağlarından zincirlerinden kurtulalım.

Affedelim özgürlüğe kavuşalım. Affedelim tekamüle erelim. Affedelim mutluluğu yakalayalım. Affetmek bu kadar güzelliklere ulaşmayı sağlıyorsa gelin herkese affedelim. Ama önce kendimizi affedelim. Bu kadar üzdüğümüz yıprattığımız için kendimizden özür dileyelim ve kendimizi affedelim.
                                              Ülkü TOKUL

Hastalıkların Zihinsel ve Psikolojik Nedeleri Nelerdir?

Hayatımızda yaşadığımız hiçbirşey tesadüf değildir. Dolayısıyla yaşadığımız sağlık sorunları, hastalıklar, yaralanmalarımızda tesadüfen...